Yaptıklarım, okuduklarım, seyrettiklerim, dinlediklerim, gezdiklerim …

24 Aralık 2011 Cumartesi günü Bulunmaz Tiyatro’ ya gidip, Hilmi Bulunmaz ve yazarlık çalışmasına katılan Seda Çelikçi ile sohbet ettim. Seda Çelikçi ile sohbetim aşağıdadır.

Seda Çelikçi, haftalardır Bulunmaz Tiyatro’ya gidiyor. Sürekli yazıyor.Sanırım çok yakında ya bir hikayesi ya da bir tiyatro oyununu basılmış olarak görecek.

Hilmi Bulunmaz, aylardır mahkemelerle boğuşuyor. En son Haluk Bilginer ile davası bitti. Bir çok davası hâla devam ediyor. Kendisinin bu sıkıntılı anlarında, her zaman yanında olduğumu ifade ederim.

Bulunmaz Tiyatro’da her cumartesi günü, saat 17.00-20.00 arası ücretsiz oyunculuk ve yazarlık çalışmaları devam etmektedir.

Çok sevdiğim arkadaşım Aydan Seylan’ı ani bir şekilde kaybetmenin verdiği üzüntüyle, bu yazıyı yazıyorum.

Aydan ile Hilmi Bulunmaz’ın yönetimindeki Bulunmaz Tiyatro’da oyunculuk ve yazarlık çalışmalarına katılırken tanıştım. Tiyatro, şiir, sanat, edebiyat konularında sohbet ettiğim; konserlere, sinemalara birlikte gittiğim, Aydan Seylan’ı kaybetmek çok acı.

Güzel, duygu yüklü şiirler yazardı; duygularını şiirlerle anlatmaya çalışırdı. Tamamlanmamış tiyatro oyunları ve çok istediği hedefleri vardı; önce açık öğrenim lisansını bitirecek; sonra da yüksek lisansını yapacaktı.Çok sevdiği oğlu Kaan, yaşamının neşe kaynağıydı. O’nun bu ani gidişi, hepimizi çok ama çok üzdü.

Cenazesi, 03 Eylül 2011 Cumartesi günü İncirli Osmaniye Camii’nde kılındı; Yeni Kozlu Mezarlığı’na defnedildi.

Işığın bol olsun, canım arkadaşım…

“tiyatroyun.blogspot.com” sitesinde yayınlanan şiiri

haiku

Aydan Seylan

çay yaprakları
toplar köyün kızları
cümbüş ederek

“Antoloji.com”da yayınlanan şiirlerinden bazıları …

Siyaha Çalardı Gözlerin

Siyaha çalardı gözlerin
Siyaha…
Bazen titrerdi ellerin?
Hayata…
Sabaha göz kırpardı gözlerin
Sabaha…
İnce bir ayrıntı yüreğin
Yaşamdan öte; sevdaya…

Aydan Seylan

Gitme

Gitme…
Dayanmaz yüreğim hasretine.
Anlar, sonsuz kere vurur beynime

Gözümü kaparım
…karşımda sen
Her yerde konuşan
….sanki sen

Her gözde, her yürekte SEN

Utanırım bu denli sevmelerden
Korkarım göze gelmekten

Sen bile bilme
Ama yine de gitme

Aydan Seylan

Diğer şiirleri…

http://www.antoloji.com/aydan-seylan/siirleri/

26 Eylül 2009 ‘da Zülfü Livaneli’nin konserine beraber gitmiştik…

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Alaçatı’da eşim Özlem ile sokakları dolaşırken, bir resim sergisine rastladık ve içeri girdik.Serginin sol yarısında yağlı boya tablolar, sağ yanında da küçük ebatlarda sulu boya resimler vardı. İlgimi sulu boya resimler çekti. Tüm sulu boya resimlerde imza olarak “Derya Bardakçı” yazılıydı. Galerinin girişinde, ufak tefek bir bayan masada oturmuş, resim yapıyordu. “Siz Derya Bardakçı” mısınız diye sorunca, O da gülerek “evet, benim” dedi.

Kendisine, resimlerinizi beğendiğimizi, bir tane satın almak istediğimizi, belirttim. Derya Hanım, resim satın alacağımızı öğrenince, çocuklar gibi sevindi.Eşim Özlem ile beraber içinde kayıkların olduğu bir resmi beğendik ve 25 TL’ye satın aldık. Fotoğrafta Derya Hanım’ın elinde görülen resim, şu an bilgisayar masamda ve önümde duruyor. Kendisi şövalyeyi bize hediye etti.

Derya Hanım iki gündür Alaçatı’da olduğunu, kimsenin resimleriyle igilenmediğini, söyledi. Biz de sıcak havadan ve Ramazan’dan olabilir, diye görüş belirttik. Siftah yaptığı için mutluluktan gözleri parlamıştı.

Kendisini samimi görünce, bir kaç soru sorma gereksinimi duydum. “Yağlı boya mı, sulu boya mı, zor” dedim. O da “sulu boya daha zor” dedi. Kendisinin Antalya’da okuduğunu, evli olduğunu, hiç İstanbul’a gitmediğini, daha önce açtığı bir resim sergisine gelen bir kişinin, kendisine resimlerini çok beğendiğini, kendisine iş teklifinde bulunduğunu hatta kendisini İtalya’ya götürmek isteğini” söyledi.

Derya Bardakçı, önümüzdeki aylarda İstanbul Cihangir’de bir sergi açacağını ve benim iletişim bilgilerimi istedi. Ben de seve seve bilgilerimi verdim; İstanbul’da açacağı sergiyi dört gözle bekliyorum.

Kimden Alaçatı 2011

Alaçatı’da sabah erken kalkıp, sokakların fotoğraflarını çekerken, yolda Ömer Bey ile karşılaştım.Kendisiyle ayak üstü de olsa, bir sohbet etme fırsatı yakaladım.

Bir sokağın başında, elinde yoğurt kasesiyle bir yaşlı bey geliyordu. Ben de ilginç olur diye, sokakla beraber yaşlı beyin de fotoğrafını çektim. Yaşlı bey yanımdan geçerken gülümseyip, “benim fotoğrafı mı, çekiyorsun” dedi. Ben de “evet” dedim. O da “dün de benim fotoğraflarımı çektiler, bir oradan bir buradan yani beni model olarak kullandılar” dedi. Ben de gülerek dedim ki; “sizin fotoğrafını çekip, sizi meşhur edeceğim, sizi web siteme koyacağım” dedim. Böyle tanışmış olduk.Adının Ömer olduğunu öğrendiğim yaşlı beyle yaptığım sohbetin özetini, aşağıda veriyorum.

” Ben dışardan geldim ama çok uzun süredir, Alaçatı’da yaşıyorum. Bu sokakta bir evim var. Eskiden sokaktaki herkes birbirini tanır, birbirlerine yardımcı olurlardı. Artık kimse kimseyi tanımıyor. Çoğu evini satıp, gitti.

Alaçatı’da bayanlar çok açık giyiniyorlar, insanlar biribirleriyle sokakta öpüşüyorlar. Buranın yerlileri merkezden uzaklaştı. Lokantalarda, kafelerde oturmak artık bizim için zor” dedi.

Ömer Bey, Alaçatı’nın güzelleştiğini ama artık bizler için yaşanmaz olduğunu, söyledi.

Bir Alaçatı yerlisi olan Ömer Bey’in dedikleri bunlar. Yorum size ait.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

1 Ağustos 2011 Pazartesi günü Alaçatı Bora Kozanoğlu Sörf Okulu’nda Selami Hoca’dan rüzgar sörfü dersi aldım.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

31 Temmuz – 03 Ağustos tarihleri arasında Alaçatı’da eşim Özlem’le beraber tatil yaptım.

Eski Foça’da tatil yaptıktan sonra, eşim ısrarla Alaçatı’ya gitmek istedi.Aslında Alaçatı’yı merak ediyordum. Her gün gazetelerde, Internet’te Alaçatı’yla ilgili haberler çıkıyordu. İstanbul sosyetesinin Alaçatı’ya sık gittiğini biliyordum. Alaçatı ile Eski Foça birbirlerine çok uzak değildi. Eski Foça’dan İzmir 90 dakika , İzmir ile Alaçatı 70 dakika civarı.Böylelikle biz de Eski Foça’dan, Alaçatı’ya doğru yola çıktık.

Alaçatı’da Bedirhan Otel’de 3 gece konakladık. Alaçatı’da önceden otelde yer ayırmakta fayda var. Bu yaz sezonunda cuma, cumartesi geceleri boş yer bulmak imkansıza yakın.Kaldığımız yer bir taş evdi. Otelden bağımsız, tek katlı şirin bir taş evdi.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Kaldığımız evin içi

Alaçatı, Çeşme yarımadasında, Çeşme’ye 10 km. mesafede bir yer. Alaçatı eskiden Rumların yaşadığı bir yer olduğundan yüzlerce taş ev var. Ege bölgesinde Rumlardan kalan böyle taş evlerin olduğu bir çok yer var. Eski, Foça, Yeni Foça, ayvalık gibi…Taş evlerin ömürler uzundur; ev halkını yazları serin, kışları sıcak tutar.

Alaçatı’da deniz yok, ancak denize 4 km. mesafededir. Bu sahilde dünyanın en iyi 3. sörf merkezi bulunur.İstanbul’un zenginleri burayı 2000 ‘li yıllarda keşfetti. Alaçatı’nın kaderi de böylece değişti. Zenginler eski yıkık taş evleri onardı; evleri butik otel, kafe, bar, lokanta, tasarım atölyeleri, resim galerilerine çevirdi. Bu kadar güzel, şirin butik otellerin bulunduğu bir yer, Türkiye’de başka yerde yoktur.

Alaçatı’da hiçbir mekanda plastik sandalye, masa, çiçek vs. yoktur. Kullanılması da yasaktır. Restore edilen evlerin rengi hep pasteldir. Genellikler mavi, turkuaz, lila, yeşil, mor, kırmızı renkler mevcuttur.Hiç siyah, kahverengi bir bina görmedim.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Alaçatı’da lokantalardaki yemekler pahalıdır.Alaçatı’nın dış çevresinde ucuz lokantalar mevcuttur.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Alaçatı’nın sembollerinden yel değirmenleri

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Alaçatı’nın yukarıdan görünüşü

Kimden Alaçatı 2011

Rüzgar türbinleri

Kimden Alaçatı 2011

Sokakları

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

İlginç bir sokak tabelası

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Karşıdan Alaçatı’da yaşayan Ömer Bey geliyor.Ömer Bey ile yaptığımız sohbeti bir sonraki yazıma saklıyorum.

Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011
Kimden Alaçatı 2011

Ressam Derya Bardakçı ile sohbet edip, elinde tuttuğu resmi satın aldık.Kendisiyle yaptığımız sohbeti sonraki yazılarımda okuyabilirsiniz.

Kimden Alaçatı 2011

Özlem, yaşlı bir kadınla sohbet etti.Bu sohbetin ayrıntılarını bir sonraki yazımda değineceğim.

Kimden Alaçatı 2011

25 Temmuz – 31 Temmuz 2011 tarihleri arasında Eski Foça’da eşim Özlem ile beraber tatil yaptık.

Annem, babam ve kız kardeşim Aysu, Eski Foça’da yaşıyorlar. Her yıl, Eski Foça’ya tek başıma giderdim, bu yıl ilk kez eşim Özlem’le beraber Foça’ya geldik.Özlem, ilk kez Foça’yı gördü. Foça’da bol bol denize girdik, tekne turuyla adaları dolaştık, tenis oynadık, barda eğlendik.

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Eşim Özlem’e tenis dersi verirken

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Annem ve kardeşim Aysu’ya tenis dersi verirken

Kimden Foça 2011

Akşam batarken sahildeyiz

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Ailemle beraberken

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Tekne turuna çıktık

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Atatürk Adası

Kimden Foça 2011

Kaptanımız

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Attığımız ekmekleri, balıklar yerken

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Kazım oynarken :)

Kimden Foça 2011

Tekne turumuz bitti

Kimden Foça 2011

Gece bardayken

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Bir Foça sokağı

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

Annem ve kardeşim Aysu

Kimden Foça 2011

Güneş batarken

Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011
Kimden Foça 2011

18 Temmuz 2011 Pazartesi günü Esma Sultan Yalısı’nda 18. İstanbul Caz Festivali kapsamında ülkemize gelen Amadou$Mariam adlı grubun konserini eşim Özlem ile beraber izledik.

Eşim Özlem, konser biletlerini aylar öncesinden benden habersiz almıştı.Kimin konserine gideceğimizi sorduğumda, isimlerini hatırlayamıyorum demişti. Konser gününde kimin konserine gideceğimizi ancak bilete baktığımızda anlayabiliyorduk. Sanatçıların adını daha önce hiç duymadığımdan ve bilet fiyatlarının 50 TL olması bende sıkıntı yaratttı.

Konser Ortaköy Esma Sultan Yalısı’ndaydı. Konser 22:00′de başladı. Konser alanında bir saat kaldıktan sonra çıktık, Ortaköy’de halkın arasına karıştık.

Sanatçılar hakkında bilgi almak isteyenler için http://www.amadou-mariam.com/

Amadou&Mariam Konser 2011

24 Nisan 2001 Pazar günü Metin Zakoğlu’ nun “Ben Küçükken Gösterirdim” adlı gösterisini seyrettim.

 

Eşim Özlem, Metin Zakoğlu‘ndan “tiyatro dersleri” alıyor. “Tiyatro dersleri”, Metin Zakoğlu’nun evinin “tiyatroya dönüştürülmüş” ortamında veriliyor.

Özlem, Metin Zakoğlu’nun bir “oyun”unu seyretmek istediğini ve benim de kendisine eşlik etmemi istedi. Ben, pek istemeyerek de olsa eşimi kıramadım ve adını bile bilmediğim “oyun”u seyretmeye gittim.

Caddebostan’da Metin Zakoğlu’nun apartman dairesinin zilini çaldık ve kapıyı ablası açtı. Ablasıyla kısa bir sohbet ettikten sonra, salona geçtik.

Salon küçüktü; masalar, sandalyeler, koltuklar dar alana zor sığmışlar gibiydi. Biz oyunun başlamasını beklerken, duvara yansıtılan projeksiyondan Erol Evgin’in konserini izledik.

“Oyun” 15:00′de başlayacaktı; ancak salonda sadece 6 kişiydik. On dakika geçtikten sonra Metin Zakoğlu sahneye çıktı ve bir izleyicinin telefon açıp, geç geleceğini belirtiği için, biraz beklememizin sorun olup olmayacağını sordu. Kimseden olumsuz bir tepki gelmeyince , izleyici gelene kadar bizlerle sohbet etmeye başlayıp, tek tek herkesle tanıştı.

Benim, Özlem’in eşi olduğunu öğrenince, şaşırdı. Şaşkınlığının nedeni olarak eşini Tiyatro kursuna gönderen pek fazla erkek olmadığını dile getirdi. Ben de tiyatroyla ilgilendiğimi, Bulunmaz Tiyatro sanatçılarından biri olduğumu ve oyunlar sergilediğimi söyleyince, kendisi, Hilmi Bulunmaz’ın ve Coşkun Büktel’in yazılarını takip ettiğini, Bulunmaz ve Büktel’in Internetteki polemik içeren mücadelerini izlediğini söyleyip, onlar hakkında övgü dolu birkaç kelime sarf etti.

Telefon edip, geleceğini söyleyen izleyici, ne yazık ki gelmedi. Sohbetten sonra, Metin Zakoğlu gösterisine başladı. Stand-Up tarzındaki bu gösterisinde, kendisinin çocukluk, okul, gençlik, iş hayatında karşılaştığı komik anılarını bize anlattı. Çocukluğunda yaşadığı Edirnekapı ve çevresindeki o kapalı, muhafazakar, mahalle baskısının olduğu yerde, bilhassa badem bıyıklılarla karşılaştığı zorluklardan bahsetti. Bu olayları bize naklederken, mizahi bir dil kullandı. Kullandığı dilde çok argo, küfür ve belden aşağı espriler vardı. Bu dili Ali Poyrazoğlu’nda da görüyoruz; Ferhan Şensoy da da… Bu argo, küfür ve belden aşağı espriler içeren dil,bana biraz işin kolaycılığına kaçmak gibi geliyor; biraz daha zekice espriler yapılıp, bu tip esprilerden kaçınılabilir.

“Oyun”un süresi kırk dakika civarındaydı. Metin Zakoğlu, salonda bu kadar az seyirci varken “oyun”u daha fazla uzatmak istemedi ve kısa kesti. Gösterisinin sonunda bize kağıtlar verdi ve gösterisi hakkında düşüncelerimizi kağıda yazmamızı söyledi. Ben de kağıda “oyun”u beğenmediğimi, çok belden aşağı espriler yapıldığını yazdım ve daha uzun bir eleştiriyi www.kazimsimsek.com’da yazacağımı belirttim ve şimdi, biraz gecikmeli de olsa web sitemde sitemde yazdığım bu yazıyı, bir de OYUN Dergisi okurlarına sunuyorum. Kendisi, eşime benim çok acımasız eleştirdiğimi söylemiş ve biraz da üzülmüş. Ben, Metin Zakoğlu’nun sadece “oyun”unu eleştirdim ki çok da acımasız eleştirdiğimi düşünmüyorum. Bence kendisi daha zekice espriler yapıp, belden aşağı esprilerden kaçarsa çok daha başarılı olur. Seyircilerle sohbet etmesi, onlara sorular sorup, cevap alması “oyun”u ilginç kılıyor. Bu davranışla herkesin gösterisinin içinde yer almasını sağlıyor. Metin Zakoğlu, gösteriyi izleyen herkesin mutlu bir saat geçirmesini istiyor; ancak herkesi mutlu edemeyeceğini de bilmesi gerekiyor.

Metin Zakoğlu, bende hoşsohbet, insancıl,saygılı bir insan izlenimi uyandırdı. Kendisine başarılar dilerim; ama gösterisini fazla beğenmediğimi, bir kez daha söymeliyim; yoksa kendime haksızlık etmiş olurum.

Etiket Bulutu

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.